2025 Yılı Gelişmeleri
Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler
Türkiye Ekonomisi
Türkiye ekonomisi, 2025 yılında küresel ekonomide büyümenin zayıf seyrettiği ve jeopolitik risklerin yüksek seyrettiği bir konjonktürde, görece güçlü bir büyüme performansı ortaya koymuştur.
2025 yılında Türkiye ekonomisi, küresel belirsizliklerin yoğunlaştığı ortamda büyüme ivmesini koruyan ekonomiler arasında öne çıkmıştır.
Türkiye ekonomisi, 2025 yılının ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre %2,5, ikinci çeyreğinde %4,9 ve üçüncü çeyreğinde %3,7 oranında büyüme kaydetmiştir. Yılın ilk üç çeyreği itibarıyla büyüme hızı %3,7 düzeyinde gerçekleşmiştir.
2025’in ilk üç çeyreğinde büyüme %3,7 seviyesinde gerçekleşmiştir.
Üçüncü çeyrekte büyüme kompozisyonunun ağırlıklı olarak tüketim ve yatırım kaynaklı şekillendiği görülmüştür. Bu dönemde özel tüketimin büyümeye katkısı 3,2 puana yükselerek bir önceki çeyreğe kıyasla artmış ve yıl içindeki en yüksek seviyesine ulaşmıştır (önceki çeyrek: 3,0 puan). Kamu tüketiminin büyümeye katkısı ise 0,1 puan ile sınırlı düzeyde kalmıştır. Üçüncü çeyrekte özel tüketim, kamu tüketimi ve yatırımlar büyümeyi desteklerken, net ihracatın büyümeyi aşağı yönlü etkilediği izlenmiştir.
Tüketimin büyümeye katkısı önceki çeyreğe göre artış gösterirken (2,9 puandan 3,3 puana), sürdürülebilir büyüme açısından önem taşıyan yatırımların katkısında da güçlenme görülmüştür (2,3 puandan 2,8 puana). Stok değişiminin ilk iki çeyrekte büyümeyi destekleyen katkısı üçüncü çeyrekte tersine dönmüş ve büyümeyi 1,5 puan aşağı çekmiştir. Net ihracat ise son dört çeyrektir büyüme üzerinde negatif etki üretmekle birlikte, üçüncü çeyrekte bu olumsuz etkinin kısmen zayıfladığı görülmüştür (-1,3 puandan -1,0 puana).
2025'te büyüme kompozisyonu, iç talep ve yatırımların desteğiyle güçlü kalırken, dış talep/denge kanalı büyüme üzerinde sınırlayıcı rol oynamıştır.
Üretim tarafından değerlendirildiğinde, üçüncü çeyrekte ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri gibi hizmet sektörünün büyümeye katkısını güçlü biçimde sürdürdüğü ve 1,5 puan ile en yüksek katkıyı sağlayan sektör olduğu görülmüştür. 2023 yılının ikinci çeyreğinden bu yana kaydedilen en güçlü hizmet sektörü katkısı olarak öne çıkmıştır. Turizm sektöründeki güçlü görünümün devam etmesiyle birlikte hizmet sektörü, son yirmi çeyrektir büyümeye pozitif katkı vermeyi sürdürmüştür.
Sanayi sektörü ise ihracatta gözlenen kısmi zayıflamayla birlikte, özel tüketimdeki ivmelenmeyle uyumlu biçimde üçüncü çeyrekte 1,1 puan ile büyümeye en yüksek ikinci katkıyı sağlayan sektör olmuştur. İnşaat sektörü 0,7 puan katkıyla üçüncü sırada yer almıştır. Önceki çeyreğe kıyasla katkısında artış gözlenmiştir. Bu görünüm altında inşaat sektörü son on iki çeyrektir büyümeyi destekleyen bir seyir izlemektedir. Finans sektörünün büyümeye katkısı ise, birinci çeyrekte yataya yakın seyrin ardından ikinci çeyrekte 0,3 puan, üçüncü çeyrekte 0,5 puan seviyesinde gerçekleşmekle birlikte görece sınırlı kalmıştır.
Tarım sektöründe ise 2024’ün son çeyreğinde 0,3 puan ile pozitif katkı görülmesiyle birlikte 2025’in ilk iki çeyreğinde sınırlı negatif katkı (-0,02 ve -0,20 puan) ve üçüncü çeyrekte belirginleşen negatif katkı (-1,33 puan) kaydedilmiştir. Tarımdaki bu zayıflamada, ikinci çeyrekte yaşanan zirai don hadisesinin devam eden etkileri ve ülke genelinde belirginleşen kuraklık koşullarının rol oynadığı değerlendirilmektedir.
Tarım sektörünün üçüncü çeyrekte büyümeye katkısı -1,33 puana gerilemiş ve büyüme kompozisyonunda belirgin bir zayıflama alanı olarak öne çıkmıştır.
Küresel PMI verileri gibi öncü göstergeler ihracat tarafındaki olumlu görünümün kısmen zayıflayabileceğine işaret etmektedir. Jeopolitik riskler ve küresel ticaret politikalarındaki belirsizliklerin dış talep kanalından ihracatın büyümeye katkısını sınırlayıcı etkisini sürdürmesi beklenmektedir. Küresel emtia fiyatlarında ılımlı seyrin devam edeceği beklentisi ve iç talepteki dengelenme ile birlikte ithalat tarafında daha kontrollü bir görünüm öngörülmektedir. 2024 yılında %3,3 büyümenin ardından, OVP’ye göre Türkiye ekonomisinin 2025 yılında da %3,3 oranında büyümesi, 2026 yılında ise ticaret ortaklarında toparlanma ve küresel finansal koşullarda daha destekleyici bir zeminin etkisiyle büyümenin %3,8’e hızlanması beklenmektedir.
OVP’ye göre büyüme beklentisi 2025’te %3,3, 2026’da %3,8 düzeyindedir.
2026 yılına dair görünümde, öngörülen kademeli parasal gevşemeye rağmen para politikasındaki görece kısıtlayıcı duruşun ve makroihtiyati çerçevenin belirli ölçüde devam etmesi öngörülmektedir. Mali disiplin ve kamuda tasarruf adımlarının gecikmeli etkilerinin iç talebin büyümeye katkısını ılımlı seviyelerde tutabileceği değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyondaki yavaşlamaya paralel faiz indirimlerini sürdürmesi beklenmekle birlikte, kademeli gevşeme adımları ve makroihtiyati araç seti, iç talebin kontrollü seyrederek dezenflasyonla uyumlu bir dengelenme patikasında kalmasını destekleyebilir.
ABD ve Avrupa’da, özellikle Almanya, Fransa ve İtalya, 2026 yılında büyümede toparlanma beklentileri, net ihracat kanalını destekleyebilecek unsurlar arasında yer almaktadır. Küresel merkez bankalarının faiz indirimleriyle birlikte küresel finansal koşulların iyileşmesi, ekonomik aktiviteyi ve dış talep görünümünü güçlendirebilir. Selektif sektörlerde ihracat ve yatırım odaklı kredi desteklerinin sürdürülmesi de büyümeyi desteklerken dengelenmeyi güçlendirebilir. Turizmde rekor seviyelere yakın seyreden turist sayıları ve güçlü hizmet gelirleri görünümü, 2026’da da büyümeye katkının devam edebileceğine işaret etmektedir. Şubat 2023 tarihli depremler sonrası yürütülen yeniden inşa ve kentsel dönüşüm çalışmaları ile inşaat yatırımlarının etkisiyle yatırım kaleminin ve inşaat sektörünün büyümeye katkısında artış olabileceği öngörülmektedir.
Dengelenmenin sürmesi ve seçici destek mekanizmaları ile büyümenin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat odaklı bir yapıda güçlenmesi beklenmektedir.
Dış Denge ve Cari İşlemler
2025 yılında ihracatta olumlu görünüm devam ederken, özellikle seyahat ve taşımacılık gelirlerinin katkısıyla hizmet gelirlerinde güçlü seyir izlenmiş ve enerji ithalatındaki azalma dış dengeyi desteklemiştir. Altın ithalatındaki artış ve altın-enerji hariç ithalatta gözlenen yükselişin etkisiyle dış ticaret açığının genişlemesi, cari açıkta bir önceki yıla kıyasla artışa yol açmıştır.
Ekim 2024 tarihi itibarıyla 7,5 milyar ABD doları düzeyindeki 12 aylık kümülatif cari açık, Ekim 2025 tarihinde 22 milyar ABD dolarına yükselmiştir. Enerji ve altın hariç cari işlemler fazlası ise Ekim 2024 tarihinde 52,9 milyar ABD dolarından Ekim 2025’te 46 milyar ABD dolarına gerilemiştir.
12 aylık kümülatif cari açık, Ekim 2024’te 7,5 milyar ABD dolarından Ekim 2025’te 22 milyar ABD dolarına yükselmiştir.
Cari açığın artmasına rağmen, cari açık/GSYH oranının tarihsel ortalamaların altında seyretmeyi sürdürdüğü izlenmiştir. 2024 sonunda %0,8 olan cari açık/GSYH oranının OVP’ye göre 2025 sonunda %1,4 seviyesinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. Güncel veriler ise 2025 yıl sonu için cari açık/GSYH oranının %1,3-%1,4 bandına yakın gerçekleşebileceğine işaret etmektedir.
Büyümenin daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması hedefi doğrultusunda kaynakların tüketim yerine yatırım, üretim, ihracat ve istihdamı artıracak alanlara yönlendirilmesi, cari açığın daha ılımlı seviyelerde seyretmesini destekleyebilecektir. Bu çerçevede turizm performansı belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. OVP’de 2025 için 64 milyar ABD doları turizm geliri hedefi yer alırken, 2026 için hedef 68 milyar ABD dolarıdır. Karşılaştırma amacıyla, pandemi öncesi 2019 yılında turizm gelirleri 42,9 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılında da hizmet gelirlerindeki güçlü görünümün, cari açığı sınırlayıcı yönde destek vermeye devam etmesi beklenmektedir.
OVP’ye göre turizm gelir hedefi 2025’te 64 milyar ABD doları, 2026’da 68 milyar ABD dolarıdır (2019: 42,9 milyar ABD doları).
İstihdam Piyasası
İstihdam piyasası, ekonomide dengelenme süreciyle birlikte 2025 yılında güçlü görünümünü büyük ölçüde korumuştur. İstihdam edilenlerin sayısı rekor seviyelere yakın seyrederken işsiz sayısında gerileme izlenmiştir. Turizmdeki güçlü seyrin hizmetler sektörü istihdamını desteklemesi, deprem bölgesindeki yatırımlar ve kentsel dönüşüm faaliyetleriyle inşaat istihdamındaki artış, toplam istihdam büyümesine katkı sağlamıştır. Buna karşın, sanayi ve tarım istihdamında 2024 yılına kıyasla düşüşler gözlenmiştir. Küresel büyümedeki yavaşlama ve ticaret gerilimlerinin dış talep kanalı üzerinden sanayi istihdamı üzerinde kısmi baskı oluşturduğu değerlendirilmektedir.
2025 yılının ilk 10 ayında yaklaşık 1 milyona yakın ek istihdam sağlanmıştır. İşsizlik oranı ise düşük tek haneli seviyelerdeki seyrini sürdürmüştür. 2024 yılının ilk 10 ayında ortalama %8,8 olan işsizlik oranı, 2025 yılının aynı döneminde ortalama %8,4 seviyesine gerilemiştir.
2025’in ilk 10 ayında yaklaşık 1 milyon ek istihdam sağlanırken, işsizlik oranı ortalama %8,4’e gerilemiştir (2024 aynı dönem: %8,8).
2026 yılında dış talebin zayıf seyri ve iç talepte dengelenmenin sürmesi istihdamda kısmi yavaşlamaya yol açabilecek olmakla birlikte, hizmet istihdamındaki görece direnç işsizlik oranında iyileşmeyi destekleyebilecek bir unsur olarak izlenmektedir. OVP’de 2025 yılı için ortalama %8,5 işsizlik oranı öngörülmüş olup, gerçekleşmeler yılın bu öngörü ile uyumlu seviyelerde kapanabileceğine işaret etmektedir. OVP’ye göre işsizlik oranının 2026’da ortalama %8,4’e hafif gerilemesi beklenmektedir.
Mali Denge ve Kamu Maliyesi
2025 yılında, 2023 depremi sonrasında hasarın giderilmesine yönelik harcamaların sürmesi ve enflasyonun görece yüksek seyrinin bütçe giderlerini artırması, bütçe görünümünde belirleyici olmaya devam etmiştir. Enflasyonun nominal gelirleri desteklemesiyle, bütçe gelirlerinde de belirgin artışlar kaydedilmiştir.
Gelirlerin yıl başından Kasım 2025 tarihine kadar hedefin %92,8’ine ulaşması, giderlerin ise hedefin %87,5’i düzeyinde kalması, yıl sonu bütçe açığının OVP öngörülerine kıyasla daha olumlu gerçekleşebilme ihtimalini güçlendirmiştir. 2025’in ilk 11 ayında kümülatif bütçe açığının 1,27 trilyon TL düzeyinde gerçekleşmesi ve bunun OVP’de 2025 yılı için belirlenen 2,21 trilyon TL hedefin %57,6’sına karşılık gelmesi, yılın kalan döneminde bütçe açısından görece alan bulunduğuna işaret etmektedir.
2025’in ilk 11 ayında kümülatif bütçe açığı 1,27 trilyon TL olup, OVP hedefinin %57,6’sı seviyesindedir.
Merkezi yönetim bütçe açığı/GSYH oranı 2024 sonunda %4,7 ile yüksek bir seviyede gerçekleşirken, deprem harcamalarının sürmesine karşın tasarruf tedbirleri, gelir politikaları ve kayıt dışılıkla mücadele adımlarının etkisiyle bu oranın OVP’de 2025 sonunda %3,6’ya gerilemesi öngörülmektedir. Deprem harcamaları hariç tutulduğunda ise bütçe açığı/GSYH oranı 2024 yılında %2,9 düzeyinde, Kasım 2025 itibarıyla %2,1 seviyesinde gerçekleşerek ılımlı görünümünü korumuştur. Deprem harcamaları hariç bütçe açığı/GSYH oranının AB Maastricht kriteri olan %3’ün altında seyretmesi, mali disiplinin sürdürüldüğüne işaret etmektedir. OVP projeksiyonlarında, bütçe açığı/GSYH oranının 2026’da %3,5’e, 2027’de %3,1’e ve 2028 sonunda %2,8’e gerilemesi beklenmektedir. Kamu borcu/GSYH oranının düşük seviyelerde seyretmeyi sürdürmesi de mali dayanıklılığı destekleyen unsurlar arasında yer almaktadır.
Enflasyon, Dezenflasyon Süreci ve Para Politikası
2025 yılında enflasyon dinamikleri üzerinde yönetilen /yönlendirilen fiyatlar, zirai don ve kuraklık koşullarının etkilediği gıda fiyatları, hizmet enflasyonundaki katılık, özellikle kira ve eğitim, ile konut, gıda, ulaştırma ve lokanta-oteller grupları belirleyici olmuştur. Fiyatlama davranışlarının geniş tabanlı seyri enflasyonist baskıları güçlendiren bir unsur olmuştur. Üretici fiyatlarının tüketici fiyatlarının altında seyretmesi ve küresel emtia fiyatlarındaki ılımlı görünüm enflasyondaki artışı sınırlayıcı yönde etki göstermiştir.
TCMB 2023 yılı ortasında başlatıp 2024 yılının ilk çeyreğinde sürdürdüğü sıkılaştırma adımlarıyla politika faizini %50’ye yükseltmesi ve uzun süre bu seviyede tutması, makroihtiyati düzenlemeler ile seçici kredi/miktarsal sıkılaştırma kararları, dezenflasyon sürecinde ilerlemede kilit rol oynamıştır. Mayıs 2024 tarihinde yıllık enflasyonun %75,45 ile zirveye ulaşmasının ardından, baz etkileri ve sıkı politika duruşunun gecikmeli etkileri ile yavaşlama eğilimi başlamış ve dezenflasyon sürecine geçilmiştir. Döviz kuru oynaklığındaki azalma ve öngörülebilirliğin artması, kur geçişkenliğini sınırlayan ve enflasyonla mücadeleyi destekleyen bir unsur olmuştur.
2025 yılında dezenflasyon süreci genel hatlarıyla devam etmekle birlikte, konjonktürel gelişmeler ve mevsimsel etkiler nedeniyle geçici dalgalanmalar görülebilmiştir. Yılın son döneminde aylık enflasyonda dalgalanmalar ve ana eğilimde kısa süreli yükselişler izlense de mevsimsel etkilerin normalleşmesi ve fiyat artış hızında genele yayılan yavaşlamaların belirginleşmesiyle yıllık enflasyonda düşüş eğilimi yeniden güç kazanmıştır. 2025 yılı, yıllık Tüketici Fiyat Endeksi’nin (TÜFE) %30,89 seviyesinde gerçekleşmesiyle kapanmıştır.
2025 yıl sonu TÜFE %30,89 ile gerçekleşmiştir.
2025 yıl sonu TÜFE, OVP’de yer alan %28,5 hedefinin üzerinde gerçekleşmiştir. TCMB’nin önceki yıl son Enflasyon Raporu’ndaki 2025 ara hedefi (%24) üzerinde kalmıştır ve tahmin aralığının (%31-%33) altında gerçekleşmiştir. 2026 yılında da enflasyonda yavaşlama eğiliminin sürmesi beklenmektedir. Negatif çıktı açığı beklentisi, yönetilen/yönlendirilen fiyat ayarlamalarının hedeflerle uyumu, konut-gıda-enerji alanlarında arz yönlü tedbirlerin devamı ve kur gelişmelerinin ılımlı seyri dezenflasyonu destekleyebilecek unsurlar arasında değerlendirilmektedir. OVP’de 2026 yıl sonu TÜFE beklentisi %16 olup, TCMB’nin önceki yıl son Enflasyon Raporu’nda 2026 ara hedefi %16 (tahmin aralığı %13-%19) olarak korunmuştur.
TCMB, 2025 yılında enflasyondaki iyileşmenin açtığı alanı dikkate alarak kademeli faiz indirimleri gerçekleştirirken, makroihtiyati düzenlemeler ile seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma uygulamalarını sürdürmüştür. TCMB, politika adımlarının enflasyon gerçekleşmeleri, ana eğilim ve beklentiler dikkate alınmıştır ve ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleneceğini vurgulamıştır. Enflasyon görünümünün ara hedeflerden belirgin ayrışması halinde para politikası duruşunun sıkılaştırılacağı, parasal aktarım mekanizmasının gerektiğinde ilave makroihtiyati adımlarla destekleneceği ve likidite yönetimi araçlarının etkin biçimde kullanılmaya devam edileceği ifade edilmiştir.
Finansal Koşullar, Rezervler ve Risk Primi
Cari açıktaki görece ılımlı görünümün yanı sıra, uluslararası yatırımcı ilgisinin artması ve yurt içi yerleşiklerin TL varlıklara yöneliminin güçlenmesiyle TCMB brüt rezervlerinin tarihi rekor seviyelere ulaştığı izlenmiştir. Makroekonomik görünümdeki iyileşme ve finansal istikrarın güçlenmesi çerçevesinde, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının not artırımlarını sürdürdüğü ve ülke CDS risk primindeki gerilemenin devam ettiği gözlenmiştir.
Rezerv birikimi, TL varlıklara yönelim ve CDS'de gerileme, 2025 yılında finansal istikrar kanallarını destekleyen ana unsurlar olarak öne çıkmıştır.